Yukarı Çık

ANAOKULUNA MEKTUP

      Eklenme Tarihi :21.02.2014 10:40:33 Okunma Sayısı :82794          
 

Alışma Haftasına Özel, okula gönderdiğim mektup... Madem herşeyin bahanesi; henüz alışma haftasında olmamız; öyleyse bu süreci kısaltacak, oğlumun huyunu suyunu, ne isterse nasıl davranır'ı yazdığım mektubu okuyun, siz de çocuğa alışın. Bu anlamsız bahane de ortadan kalksın... niyetiyle yazdığım ve bunu kendileriyle de yüz yüze görüşüp endişelerimi gidermeye çalıştığım e-mailim:  

Mete CANYURT (29 Ekim 2011)

Oğlum Mete,2 yıl boyunca beraber geçirdiğimiz zaman diliminde karakter olarak şöyle bir çocuktur:

1-     Özgürdür, rahattır: Ona sunduğumuz sevgi ve güven ortamından ve kendi karakterinden dolayı evde-dışarda farketmez; asla annesinin dizlerine sarılıp yapışan, çekingen bir çocuk değildir. Bir şey yapmak, ortamı, eşyayı keşfetmek istiyorsa yapar. Sadece basit bir örnek: Herhangi bir yerde bir oyuncak görmüşse, beni çağırmadan gider alır, oynar; düğmesi varsa açmaya, keşfetmeye çalışır, yardım beklemez; yapamazsa şayet güvendiği birine gider “olmuyoo” der, yardım ister. Konuştuklarıyla %90 derdini de anlatabilir. İyi bir dinleyici olmak şart!

 

*Buradadeğinmek istediğim, güven ortamının ona sunulması değil; hissettirilmesi ve “anne yoksa öğretmenim var” yerine koyma durumunun en kısa zamanda oluşturulması. Zaten içgüdüsel bir ihtiyaç; evde kayınvalidem gitmeden önceki bir durum: en çok babaya nazı geçer, yoksa anneye, o da yoksa babaanneye. Yani zaten çocuk bu duruma otomatik geçiyor. Sadece başlangıç için; yerine koyacağı kişiyle biraz daha özel-ikili vakit geçirmesi gerekiyor ki alışma evresi kısalsın. İkili birkaç dakikalık saklambaç gibi, bowling toplarını beraber devirmek gibi hareket içerikli oyunlarla ilk birkaç gün öğretmenimizle vakit geçirmesinin durumu hızlandıracağını düşünüyorum. Bu yapılmadığı takdirde, güvende olduğunu, güveneceği biri olduğunu hissedemeyeceği için; sıkılabilir, korkabilir, huyu olmadığı halde herşeye ağlayabilir. Bu durumun uzun sürmesi maalesef kabul edilemez. 

 

2-     Yaşıtlarıyla İletişimi:  Vurma, atma huyu yoktur, aynı oyuncağı almak istediğinde sadece oyuncağa asılır, dövme bilmez. Yönlendirme yaptığımda “sarıl arkadışına, öp arkadaşını” dediğimde seve seve yapar. Ama tek oynamak ve yaşıtıyla oynamak yerine; bir yetişkin ile oynamayı ister. Şu etapta aksi düşünülemez zaten. Tek çocuk olduğundan, yaşı itibariyle yapacakları sınırlı olduğundan ve onunla oynayabilen anne-babası olduğundan tercihi de şimdilik bu yönde. Kısacası oğlum oyun kurabilen biriyle vakit geçirmek ister. Arkadaş farkındalığı ve beraber oynama durumu zamanla sizlerle yerleşecektir diye düşünüyorum. Bu durum elbette hemen değiştirilemez, zorlanamaz.

 

3-     Tüm ebeveynlerin isteği herhalde özgüvenli bir çocuğa sahip olmak. Bu konuda biz biraz şanslıyız. Mete yabancı biriyle karşılaştığında saklanmaktan ziyade, onunla nasıl oynarımın hesabını yapar, resmen amiyane tabirle, adam değerlendirir; o elektriği almışsa ona gangam figürleri yapıp, onu güldürmeye çalışır. İstediği ortamı yaratınca, o kişiyi her türlü isteklerinde veya oyun oynamada kullanır. Eve birkaç dakikalığına iş yapmaya gelen tamirci, sucu, TiviBucu… dahil… Tüm gevezeliğiyle onların kutularına laf atıp, şebeklik yapıp, Ce-e oynamaya vardırabiliyor işi. Finali gangamla yapıp alkışlatıyor kendini. Takdir görmek Meteyi ziyadesiyle motive eder. İyi bir iş yaptığında, etrafta olan herkesin duyacağı şekilde “Aferin Sana! Alkış Meteye!” cümlelerini sıkça duyar, bu şekilde takdir göreceği ortam yaratılıp, onun kendini göstereceği olaylarla takdir edilmesini, motive edilmesini, başarma duygusunun tarafınızdan hergün hissettirilmesini beklemek çok da absurd bir durum olmasa gerek. Bu ortam yaratılmadığı yerde eğlenmez bilakis çok sıkılır; mızmıza ve hırçınlığa başlar. Oğlum, neşeli, hareketli, mutlu ve coşkulu bir çocuktur. Bu özelliklerinin değişmesini asla istemeyiz.

 

4-     Hareketli oyunları sevdiği kadar (saklambaç, devirmece, yakalamaca, zıplama, top oynama); müzikle dansı, hamur yapmayı, lego oynamayı, arabayla oynamayı sever. Çığlık atmak da onun için bir oyundur, yapmasını istemiyorsanız başka bir oyun göstermelisiniz. Yumuşak ayıcıklar falan ilgisini çekmez. Resim yapmaktan çok hoşlanmaz. Hikayeler aynı ses tonuyla okunursa dinlemez, arada azalıp bir anda artan sesler olmalı ki ilgisini çeksin. Bir oyuncağı yere, duvara, masaya vurarak ya da atarak ses çıkarmasını sever, Yapma! Demek çözüm olmaz, ses yaparsa arkadaşlarının rahatsız olacağı anlatılıp, sesi olan bir oyuncak eline verilebilir.

 

5-     ZOR YANLARI: Kararlıdır, o birşey yapmaya karar vermişse illa yapmak ister. İnatlaşır, iddalaşır. Vazgeçirmek ne zordur, ne kolaydır. İnatlaşma durumu, ağlama evresine geçmeden sevecen bir şekilde ikna edilmeye çalışılmalıdır:

*sarılarak, istediği şeyin neden olmayacağı onun anlayacağı dille anlatılmalı, sakin ama kararlı bir ses tonu kullanılmalı. Yaparsanız ne gibi kötülük olacağı söylenmeli; onu yapmazsanız yerine başka ne yapacağınız da bildirilmelidir ve elinden tutup oradan biraz uzaklaşarak   vaadettiğiniz şeyi yapmanız gerekir.

 

İkna edilememiş ve ağlama evresine geçilmişse: Sakinleştirip ağlamamasını sağlayıp, onunla sevdiği bir şeyi, nasıl güzel yapacağınızı ballandıra ballandıra anlatırken, bir yandan da o şeyi beraber yapmak için yola koyuluyor olmanız lazım. “Aaa gel şu kırmızı arabaya binelim, heen heen yapalım, kornaya basalım, aa çok güzel bir araba…” gibi.

Kanmadı mı değişik birşeyle oynatmanıza, hala ağlıyor mu? Ağlamasını sevdiği şeylerle kesmeniz gerekebilir. “Sadece ağlamayan çocuklara sakızveriyoruz. Sen de şimdi ağlamayacağın için bu sakızı sana veriyoruz, vs…” yapılabilir. Ya da ağlarken pekmeziçemezsin, sen ağlama, hadi gel pekmez içelim.

Kanmadı mı sakızla, hala ağlıyorsa “hadi gangam açalım hadi pepe açalım diyerek ağlamasını engelleyebilirsiniz. Evde en kriz ağlamalarında en etkili çözümüm Youtube’da “trotro” çizgi filmini izletmek oluyor.

Alışma evresinde birkaç haftalık bu süreçte biraz daha müsamakar olmak işi kolaylaştırabilir.

 

HIRSLIDIR: Uğraştığı şey olmuyorsa yapamazsa bağırmaya başlayabilir. Sakince yardım etmeniz yeterli. Kesinlikle giydiği kazağın, penyenin kollarının sıyrılmış olmasını ister, kendi çekip çekip o kollar yine aşağı düştüğünde, yapamadığında basbas bağırır. Sadece biraz yardım yeterli.

 

Acıkınca: Sakız ister, sakız çinces, pekmes içces, bisükü yices, çukota yices der. Yemek vakti değilse; atıştırmalık meyve hariç ekmek, kurabiye ya da bisküvi verebilirsiniz. Meyve daha çok acıktırıyor.

Aç kalmışsa: Huysuzluk ve hırçınlık yapar. Babaya ya da ağ(r)abaya gitces diye tutturur. Bu davranış pek oğluma ait olmadığından, hemen anlarsınız aç olduğunu ve yiyecek herhangi bir şey teklif ederseniz yine keyfi gelir. Yalnız ilk iki durum arasındaki farka dikkat çekmek isterim: Acıkma durumu hemen yemekten önceki yarım saat bilemedin bir saatlik süreçtir. Ama aç kalma durumu; yemek vaktinde düzgün yemediğinden, üzerinden saatler geçtiği halde bir şey yemediğindeki durum Aç kalma durumu. İkinci durumun yaşanması Mete için de sizin için de zor olur, arada atıştırmalık şeyler teklif edilmeli.   

Kaka yaparken: Ayaktaysa saklanır, oturuyorsa ya da yatıyorsa hemen ayağa kalkar. Yapınca pek söylemez.  Genelde günde 1 kez öğle sularında yapar. O gün düzgün yememişse gece yapar; iyi yemişse de günde 2 kez yapar. Beslenmeyle doğru orantılı . (çok misafirimin geldiği günlerden ya da tüm günü dışarıda geçirmişsek yani onu ihmal ettiğim günlerden biliyorum.)

Bez değiştirirken: Genelde zor olur, yatırmaya ikna etmek için eline ilginç ve hafif bir oyuncak verilebilir, oyun olarak yaptığı tekmelemeleri de önlenmiş olur, değişim süresince konuşmak işi kolaylaştırıyor.

Uyurken: Sadece kırmızı örtüyle uyur. İlk 15-20 dk. Çok terler, 15. Dakikada sırtına bez koyulması gerekir. Yüzü koyun uyumayı sever, uykuya dalmadan önce tırnak yer ya da yastıkla yüzünü kapatır.

Yedirirken: Evde Sadece bilgisayar başında çizgi film izleyerek harika yer, ama ben yediririm. Öteki türlü aç bile olsa kaçar, oyun aranır. Siz de belki bir oyuncakla meşgul ederek yedirebilirsiniz.  

*Kuru fasulye, nohut, mantı gibi iri taneli yemez. Çorba ve yoğurtlu pilav sever.

*Omlet yer, haşlanmış yumurta (metece ŞAMAKA) nın beyazıyla sarısı ayrılmalı, sarısını yemez sadece beyazını yer.

*zeytin sever, peynir yemez.

*Domates yemez, salatalık yer.

Aklıma geldiği kadarıyla yazmaya çalıştım. Metenin sizinle güzel ve kaliteli bir zaman geçirmenizi umuyorum. Bir bakıcıya bırakmadan, ya da babaanneye bırakmadan daha çok beklentilerim var sizden. Özel bir okul seçimimiz oğlumuzun da özel oluşundan ileri gelmekte.

Başlangıcın Mete için zor olması kadar, sizin için de kolay olmayacağını biliyorum, tam kontenjan küçük yaş grubu hiç de kolay olmasa gerek.  Sizin de meteye, metenin de size alışması için, şimdilik diğer öğrencilerinizden biraz daha fazla ikili vakit geçirmeniz gerektiğine inanmaktayım, an azından öğretmenimiz Gülay hanımın. Ancak bu şekilde meteyi daha hızlı tanır; sevdikleri sevmediklerini hızlı öğrenir ve ikna etmeyi, uyum sağlamasını kolaylaştırabilirsiniz. krizlerin daha kolay atlatılması sağlanır. Diğer çocukların uyuduğu, metenin de orada olduğu zaman dilimleri bu şekilde değerlendirilmeli. Mete gün içinde sürekli su ister. Sizlerden hiç isteyebildi mi merak ediyorum. Yukarıda da bahsettiğim gibi Mete, öğretmenine en kısa zamanda güvenmeli ki isteklerini dile getirebilsin.

Dünkü okul günümüze gelecek olursak; açıkçası pek memnun kalmadım. Sabah 10 da bırakıp 11.30 da çocuğunuz ağlıyor, gelin alın. Pek beklediğim bir şey değildi. Alışma sürecinde olduğumuzdan dolayı gelmeyi reddetmedim ama maalesef bazı endişelerim uyandı. Acaba her türlü eğleme-oynama- ikna etme çalışmaları yeterince yapıldıktan sonra mı çağırıldım? Cevap hayırsa, neden her yol denenmedi? Diye aklıma geliyor. Kendimce düşünüyorum, zaten alışma evresindeyiz susmadı deriz, annesi de yakın; gelir alır; uyku saati öncesi ağlayan çocuk giderildiğinde sakin uyuma ortamı da sağlanır diye mi düşündüler acaba? Diye geliyor aklıma. Eğer cevap evetse, yok her yolu denedik susmadı ise durum daha vahim; Mete kadar oyun delisi bir çocuğu nasıl uyutamadınız, nasıl yediremediniz diye sormam ama nasıl eğleyemediniz nasıl oynatamadınız diye düşünürüm. Bir gün öncesinde okuldan alırken Nazife hanımın hiçbir sıkıntısı yok, tam yuva çocuğu demesinin üstünden, bir gün sonra neler değişiyor diye merak ediyorum. Hoş, ben de biliyorum oğlumun mızmız olmadığını ama istediği ortam sağlanmışsa. Ayrıca dün bana Gülay öğretmenimiz kaçta alacağımı sorduğunda, 14.30da dedim. Arkadaşlarının uyku vaktini görmesini istiyorum dedim. Bana “Ama yalnız kalıyor.” Dedi. Olsun, dedim. Halbuki niye yalnız kalsın ki? Zaten alışma evresinde bu çocuk ikili güzel zaman neden geçirmiyorsunuz ki, neden oğlumu keşfetmek için kullanmıyorsunuz ki bu vakti? Ben buradan aldığım sıcak bir ortam hissiyle başka biryer araştırmadan kayıt yaptırdım, sırf oğlumla sıcak yakın ilişkiler kurulsun, ona evdeki o güven dolu ortamı sağlansın diye. Bu konudaki en ufak ihmal eşimle de aramı bozacağından, bu duruma karşı olduğunu önceden belirtmiştim, farklı yollar düşünmeye başlamam gerekecek.

Bir diğer rahatsız olduğum konu, sanıyorum evden çalışıyor olmam, esnek olacağım düşüncesini uyandırdı ama maalesef öyle değil hatta hiç değil. O yüzden zaten tam gün kaydettirdim. Akşam 7 gibi bile alabilirim. Duruma göre değişir. Dilerseniz hocamızla da beraber görüşüp endişelerimizi giderelim. Bu arada dün bunlara rağmen mutlu olduğum bir konu daha oldu: Mete evde Old Mc Donals had a farm iyya iyya ooo yu mırıldandı birkaç kere, demek okulda herşey daha kolay öğreniliyor…

 

 

 

 

 

 

   
 
       
Yorumlar
   
arda duygu 2.4.2016 11:31:09
çooooooooooooooooooooook güzel olmuş
xemre saitoglu 30.9.2018 20:46:01
Biraz daha kısa lutfen
 
 
Yorumlar Yaz  
   
Adınız Soyadınız
Yorumunuz