Yukarı Çık

Anne Ayşegül'ün Hikayesi Bölüm 1-2

      Eklenme Tarihi :14.07.2013 00:52:17 Okunma Sayısı :5144          
 
BÖLÜM1

BEN KİMİM?
Ben Ayşegül Sarıoğlu. Temmuz 2013 itibariyle 9 aylık olan defnenin annesiyim. Odtü jeoloji mezunu, marmaray projesi müteahhit firması olan Taisei’de doğuma kadar çalışmış, doğumdan sonra ücretli izin üstüne 6 aylık ücretsiz izni de alıp sonrasında projenin bitimine yaklaşıldığından işe geri dönememiş kısacası şu anda evde kızına bakan her gün hergün daha çok şaşıran kızının büyüme kızına yetişemeyen bir kadınım. 

1 BİZ DEFNE’DEN ÖNCE NEYDİK?
Defneciğim ben annen, Ayşegül Sarıoğlu. 30 yaşıma kadar seni bekledim. Bu 30 yılın 15inde baban Kaan yanımdaydı. Önce sevgilimdi, arkadaşımdı sonra eşim, hayat arkadaşım oldu. Sen gelinceye kadar neler mi yaptık? Edremit’te (biz edro diyoruz) liseyi bitirdikten sonra baban Ankara’ya Hacettepe’ye 3 sene sonra da ben Odtü’ye gittim. Okuyup büyük adam olacaktık. Güzel insanlarla güzel anılar biriktirdik üniversite hayatımız boyunca. Mezuniyetten sonra Ankara’da birer iş bulup klasik sabah 9-akşam6 memur mesailerine başladık. Haftasonları gezdik,  biyerlere gittik içkilerimizi içtik. Öyle bar bar gezmedik. Eskiden beri hiç sevmedik o milletin birbirini duymadığı eğlence mekanlarını. Daha sakin insanın konuştuğunu duyduğu yerleri tercih ettik. 2008de baban askerden döndükten sonra 21 Haziran günü birbirimizin eşi olduğunu insanlara duyurmaya karar verdik ve evlendik. Evlendikten 1 ay sonra baban İstanbul da iş buldu ve hooop o çok özendiğimiz yaşamak istediğimiz şehre geldik. Çalışmaca gezmece tozmaca yemece içmece ile su gibi geçti 5 sene. Kısacası biz babanla birbirini hayatlarının yarısından beri tanıyan, gezmeyi, yemeği, içmeyi, uyumayı seven ama hayatlarına gerçek bir anlam katmak için seni beklemiş olan bir çiftiz.

2 KARAR AŞAMASI
Kadınların 25inden sonra çocuk isteklerinin arttığı söylenir. Benim içimde hep bir çocuk hayali vardı. Ama bu çok bulanık tam ne olduğunu anlayamadığım bir istekti. Çocuk istiyordum da ben çocukları o reklamdakiler gibi zannediyordum. Yatırınca mışıl mışıl uyuyan, memeyi verince emen, yapma deyince yapmayan falan. Yani bebek kararı benim için biraz içi boş daha doğrusu içgüdüsel bir haldeydi. Yine de yaş 30 olduktan sonra artık vakti geldiğine karar verdik. Hemen yeni nesil internet insanları olarak internetten araştırmalar, okumalar, bir sürü internet annesiyle tanışmalar derken kafam hamilelik ve doğumla ilgili netleşmeye başladı. Tabi bu netleşme teorideydi bu kararı verdikten 3 ay sonra defneciğim içimde büyümeye başlamıştı. 

3-4-5 HAMİLELİK – DOĞUM SÜRECİ
Hamilelik haberim kesinleştikten sonra her ne kadar sevinsem de bende stres ve kaygı daha ağır bastı. Daha önce bu anı hayal ettiğimde sevinçten havalara uçacağımı falan düşünmüştüm. Ama öyle olmadı. Elimdeki test sonucu ile sandalyeye çöktüm Kaan’a boş boş baktım. Daha önce de defalarca düşündüğüm sorular artık daha bir ciddi, sanki hemen cevap verilmesi gerekiyormuş hissi uyandırdı. Bebeğim sağlıklı olacak mı? Nasıl doğum yapacağım? Müdahalesiz normal bir doğum yapıp bebeğimi hemen emzirebilecek miyim? Sütüm yeterli olacak mı? Ve daha niceleri. Sorular ağırlaştıkça onları zamana yaymaya, sakinleşmeye başladım. Ama gerçekten anlamıyla rahatlamam, gerine gerine ben hamileyim diyebilmem 3. ayı buldu. Bu duygusal dalgalanmalar, hafif mide bulantıları 3. ayda geçtikten sonra artık daha bi havaya girmiş internetten hafta hafta kızımın gelişimini takip ettim. 



BÖLÜM 2

Doğumla ilgili bilinçlendim ve doktoruma gerekmedikçe sezaryen istemediğimi mümkün olduğunca müdahalesiz bir doğum istediğimi anlattım. O da tabiî ki zamanı gelince buna karar verileceğini ama elinden geldiğince isteklerime uyacağını söyledi. Ben de boş durmadım rahat bir doğum yapabilmek, doktoruma doğumda olabildiğince yardımcı olmak için 7. aya kadar haftada 2 gün yüzdüm. Enfeksiyon kapınca beni çok rahatlatan bu aktiviteye son vermek zorunda kaldım. Ama iş yolunda yürüyüşlerime, evde pilates topuna oturmak suretiyle rahatlamaya ve nefes çalışmalarına devam ettim. Bu hareketli hamilelik sürecine bir de gebelik şekeri nedeniyle sıkı bir diyet eklenince ben hamileliği maksimum 7 kilo alarak bitirdim ki böyle bir performansı kendimden beklemiyordum gayet balıketli bir insan olarak. Hamileliğimin 7.ayında Kaan’la son kez baş başa tatilimize (Amerikalılar baybymoon diyorlarmışJ) çıktık. Aslında defne de bizimleydi ya neyse. Havuzda yüzemediğim günlerin acısını Alaçatının soğuksularında çıkardım.

Haftalar geçtikçe sırtüstü yatmak imkânsızlaştı hatta herhangi bir şekilde rahatça yatmak imkansızlaştı. Karnımın altında, bacağımın arasında, belimde ve başımın altındaki 4 yastıkla savaş halinde geçen uykusuz geceler meğerse birkaç ay sonraki gerçek uykusuz gecelere beni hazırlıyormuş. 37. Haftaya kadar çalıştım. Bu beni rahatlatıyordu; böylece kafamda beni didikleyen bir sürü cevapsız sorulardan uzaklaşıyordum. Bu sorulardan biri olası doğum tarihi ile ilgiliydi. Tahmini doğum tarihi kurban bayramına denk geliyordu. Ben endişeliydim ya tatile kadar defne gelmezse diye çünkü tatilde doktorum olmayabilirdi. Kurban bayramından 1 hafta önce ben 39 Hafta 2 günlük hamileyken sertçe bir hapşırık sonucunda hafif bir su sızdı bacaklarımın arasından. İdrar mı yoksa keseden mi geldiğini anlayamadım. Ertesi günkü doktor kontrolünü beklemeye karar verdim çünkü herhangi bir kasılma ya da sancı yoktu. O gece diken üstünde geçti.

Ertesi gün doktor hanım kesenin üstten yırtıldığını, önemli bir su kaybının olmadığını ama enfeksiyon riskinin olduğunu, istersem bugün yatışımı yapabileceğini söyledi. Ben de müdahalesiz normal doğum isteyen bir kişinin yapacağı en büyük hatayı yapıp herhangi bir açılma, sancı yokken yatışı kabul ettim. Doğum yapanlar bilir, son günlerde insanın bebeğine kavuşma isteği o kadar had safhada oluyor ki eğer doktorunuz doğal doğum fikrine çok yakın değilse o anda sizi ikna etmesi hiç zor olmuyor. Ve ben 17 ekim günü öğleden sonra hastaneye yattım. Bebeğin başı oldukça aşağıya inmişti. Böyle durumlarda genelde fitil denilen ve rahim ağzına yerleştirilen bir hormon müdahalesiyle doğumun kendiliğinden başlayabildiğini anlattı doktor hanım. Ancak bende o gece ne bir sancı başladı ne bir açılma oldu. Bütün gece stresle neden erkenden geldiğim konusunda kendime kızarak 1 cm bile açılmadan geçti. Ertesi gün öğleye doğru sancılar başladı. Aynen anlattıkları gibi 2dk.da bir yavaş yavaş gelip en sert halinde 30sn. kadar kalıp sonra azalarak geçti.  Doğru nefes alarak Kaan’ın desteğiyle atlatıyordum sancıları ancak bende hala kayda değer bir açılma yoktu. Dr. hanım artık suni sancı vermemiz gerektiğini söyledi ve müdahale silsilesi böylelikle başlamış oldu. Öyle ki normal doğum dalgaları yavaş yavaş şiddetlenip en tepe noktada biraz kalıp sonra yavaş yavaş azalırken verilen hormondan sonra iş doğum dalgası olmaktan çıkıp gerçek bir sancıya döndü. Küüüt diye gelip, geçmek bileyen sancıları çeken insanın epidural anestezi almaması imkansız bence. Böylelikle epidural anesteziyi de kabul ettim. Ancak anestezi bir bölgede etkisiz oldu sanırım ki ben sol kasığımda sancıları hala hissediyorum hatta bütün doğum boyunca hissettim.

Böylelikle saati 19:00 yaptık ve artık doğumhaneye gitmeye hazırdım. Beni hazırladıktan sonra Kaan’ı aldılar içeri. Toplamda 15 dk.lık aktif ıkınma ve 4 adet epizyotomi kesiği sonucunda 19:45 de mucize gerçekleşti, defneciğim göğsümdeydi (foto).   Pespembeydi, göğsüme verdiklerinde şaşkın şaşkın bana bakıyordu, anne sen misin der gibi. 10 dk kadar göğsümde yattı, hiç ağlamadı. Emzirmeye çalıştım ama olmadı ben de zorlamadım. Kaan da heyecanla yanımızda kızına bakıyor, ‘Ayşegül ellere bak gözlere bak’ diyordu. Bir yandan da fotoğraf çekiyordu.  Ben başka bir dünyadaydım. Zaten doğum sırasında gittiğim o başka gezegenden hala dönmemiştim, hatta o gezegenin en güzel yerindeydim.

LOHUSALIK

Lohusalık dönemini de başka bir gezegende yaşadım. Yani şimdi o yeni doğan dönemini hayal meyal hatırlıyorum. 2 saatte bir emzirmeler, gece gık dese yataktan fırlamalar, gece yarılarına kadar ağlamaları, aspiratör sesinde sakinleşmeler, reflü yüzünden kusmalar, bu çocuk emmiyor diye ağlamalar, ‘aaa bak nasıl da güldü’ler, ‘yaa ben o tırnakları nasıl keseceğim’ler, ‘aman allahım hayatım tamamen değişti!’ler, ‘neden ben de annem gibi sakinleştiremiyorum defneyi?’ler hepsi hepsi bir bir yaşandı ve geçti. O dönemde, defne 3.5 aylık oluncaya kadar iyi ki annem ve kayınvalidem yanımdaydı. Yoksa o süreci sağlıklı bir şekilde atlatamayabilirdim. O dönemde şunu anladım; hamileliğim süresince ben doğum ve hamilelik konusuna o kadar takılmışım ki doğum sonrasına hiç çalışmamışım. Sorular da hep çalışmadığım yerlerden geldiJneyse ki kopya çekebileceğim annelerim vardı yanımda. Benim bu durumumun asıl sebebi bence etrafımda uzunca bir süredir hiç bebek olmaması, öyle ki en küçük kuzenim şu anda lisede yani o bebekken ben de çocuktum. Aileden gelmiş, bilinçaltıma yerleşmiş bir bebek bakımı verisi olmadığından zorlandım. Yeni nesil modern çekirdek ailelerin de böyle sorunları oluyor işte. Neyse ki defne sağlıklı bir bebekti de bizi çok üzmedi. Defneyle en büyük sıkıntımız uykuya dalması oldu. Hamilelik sırasında okuduğum Tracy Hogg’un kitabında ve Sinem Olcay Kademoğlu’nun Merhaba Bebek adlı kitabında bebeklerin düzen sevdiğini, daha ilk haftalardan uyku-beslenme rutini oluşturmamın iyi olacağını okumuştum.  Ben nerdeyse 3 ay boyunca bu düzeni kurmaya çalıştım. Beslenme konusunda sıkıntı yoktu ancak uykuya dalması için bazen 2 saat kucakta sallamak gerekiyordu.  Ama bir günde ‘aman uyumuyorsa uyumasın’ demedim. O uyku ortamından çıkmadım. Sanırım bu yüzden yaklaşık 3 aylıktan beri akşam 8.5dan sabah 6ya kadar uyuyor. Bu uyku düzeni oturduğundan beri ben de daha sağlıklı daha zinde olup kızımla daha iyi ilgilenmeye başladım. Yani lohusalık gezegeninden ancak o zaman dönebildimJ

3 AYDAN SONRASI

Okuduğum kitaplarda bebeklere 3-4 aydan sonra kendi kendilerine uykuya dalmayı öğretilebilineceği anlatılıyordu. Yöntemler arasında ağlatma yöntemi diye bilinen ferber’den, tracy hoggun yatır kaldır yöntemine kadar birçok yöntem vardı. Ancak ben bu yöntemler konusunda başarılı olamadım. Çünkü tutarlı istikrarlı bir şekilde uğraşmadım. Kucağıma aldıktan 10dk. sonra uykuya dalacağını ve yatırınca uyanmayacağını bildiğimden onu ağlatmaya yada saatlerce yatakta yatırmaya çalışmaya kıyamadım. Defne şuanda 9 aylık ve hala kucakta ya da ayakta sallanarak yani benim yardımımla uyuyor. Ama uykuya dalması en fazla 20dk. sürüyor ve gece aralıksız uyuyor. Biraz daha büyüyünce zaten kendi kendine uyumayı öğrenecek. Gündüz uykuları da 1 ya da 1.5 saatten 2 kere olduğundan yeteri kadar uyuyor. O yüzden artık uyku sorununu dert etmiyorum.

Uyku dışında bizi zorlayan bir bebek değil Defne. Güler yüzlü, hareketli bir bebek. Gün be gün o kadar hızlı gelişiyor büyüyor ki insan inanamıyor. 3 aylıkken koltuğun üstünde yatan bebek bir ay sonra dönmeye başlayıp 5 aylıkken oturmaya, 6 aylıkken emeklemeye başladı. Şimdi ise büyük bir hızla sıralıyor yürümesi an meselesi.  6. Aydan sora katı gıdalara geçtik. Beslenme konusunda da bir derdimiz yok 1 tabak sebze püresini, yoğurdu, meyveyi ne verirsek nerdeyse itirazsız indiriyor mideye. Tuzsuzsa kendi yemeklerimizden de veriyoruz. Mesela eline bir salatalık dilimi verdiğimizde dakikalarca onunla oyalanabiliyor, elinde çevirip bir güzel kemiriyor. Bu arada hala hiç dişimizin olmadığını söylemem gerek. Henüz diş huzursuzluğu çekmediğimizden dolayı iştahında bir değişiklik yok. O yüzden çok güzel yiyor derken dilimi ısırıyorum ve 1 ay sonra herşeyin ters dönebileceğini kendime hatırlatıyorum. Anneliğin tükürdüğünü yalama sanatı olduğunu çoktan öğrendimJ


   
 
       
Yorumlar
   
elif canyurt 07.08.2013 04:23:29
Ne guzel dedin canim, aynen katiliyorum: annelik tukurdugunu yalama sanatidir...
 
 
Yorumlar Yaz  
   
Adınız Soyadınız
Yorumunuz