Yukarı Çık

BİR GARİP ANAOKULU HİKAYESİ-bölüm2

      Eklenme Tarihi :06.02.2014 02:28:16 Okunma Sayısı :3524          
 

5.SAYFA

çekilişi; Diğerlerinin neler olduğuyla ilgili en ufak bir fikri bile yok, o sahneden sonra hangi sahnenin olduğunu bile bilmiyorlar sadece izliyorlar. Öğretmenle baş başa resimlerden sonra aileyle baş başa resimler çekiliyor, bir tane; iki tane…5 tane… Sıra nihayet Diğerlerine geliyor ama yoook öyle sırf arkadaşına sarılmış bir resim olmaz, herkes hediyesiyle resim çekinebiliyor çünkü. Pes dedim, resmen takı töreni gibi elindekinin ne olduğunu, niye vermesi gerektiğini bile bilmiyor ama ona Ver şimdi hediyeni, diyorlar o da veriyor, öylece doğum günü çocuğuyla resim çekinme hakkını kazanıyor. Bu ne zavallılık Allah aşkına, 2 yaş- 3 yaş ne bilir doğum günü kutlamayı. Ha, şöyle yaparsın hiç itirazım olmaz: Ya okul hazırlar bir pasta, ya veli abartmadan bir pasta getirir. Öğretmenleriyle arkadaşlarıyla müzikli eğlence yapılır, hiçbir veli hediye almaz, tüm öğrenciler ya bir şey karalar ya boyar öyle bir şey verilir, olur biter. Yine söylüyorum doğum gününün, hediyeleşmenin anlamlı olduğu yaşlara da geleceğiz ama şimdi değil, böyle değil, bu kadar sıradan ve ayrıştırıcı olmadan. Ben bu tabloyu hazmedemedim, 1 yıl boyunca oğlumun hep Diğerleri arasında olmasına razı olamadım çünkü bunu anlayacak yaşta değil, ‘onun doğum günü olduğu için ailesi yanına geldi’yi idrak edecek yaşta değil. Değil de değil, ben de yapılan saçmalığın saçmalık olduğunu da ıspatlamak zorunda değilim.  

Nasıl oldu da doğum günü kutlanan miniğin annesiyle bir akşam kapıda karşılaştık. Hem de yine bir doğum günü için elime kart tutuşturduklarında. Öğretmene “veli varsa ben Metenin katılmasını istemiyorum”dedim, o da olacağını söyledi. “ben bunu doğru bulmuyorum dedim” Allahtan diğer veli de “haklısınız, biz de pişman olduk, sevinir sandık ama afalladı yavrucak dedi. Aklın yolu bir diyeceğim ama öğretmenimiz giriyor araya: aslında o anlık bir şey, güzel geçiyor doğum günleri çocuklar eğleniyor?!  İki veli aynı anda “ailelere gerek yokmuş anladık” diyoruz, konu kapanıyor, dağılıyoruz.

 Ertesi sabah müdüre karşılıyor beni, akşam “ ‘Veli varsa Mete doğum gününe katılmasın.’ demişsiniz,nasıl olcak, Mete’yi tek başına üst katta mı tutacağız? Böyle olmayacak bu şekilde çalışamayacağız Elif hanım” diyor ve o sırada konun başını sonunu duymayan müdürenin eşi gelip konuya dalıyor, bana: “Eşimi çok üzdünüz bakın heryeri kızardı, buna hakkınız yok. Ben eşimi çok seviyorum, kimsenin onu üzmesine müsaade edemem.” diyor… Buyur buradan yak! Sanki kim eşini daha çok seviyor oynuyoruz, nasıl bir kurumda ne gibi görevleri olduğunun bilincinde bile değil. Sayesinde konu saçma sapan boyut alıyor. Meğer adamcağız, taa benim 3. gün gönderdiğim o maille kafasında silmiş beni. “Herşeyimizi eleştiriyorsunuz, herşeye karışıyorsunuz, biz sizin evinizdeki bir şeye, bir tabloya karışıyor olsak ne düşünürdünüz, aynı şey?” diyen birine ne anlatabilirsiniz ki? Adamın tahrikkar sözleriyle o anda Mete’yi okuldan almamayı, sakince değerlendirip;daha iyi bir okul bulup öyle almayı uygun gördüm. Okula alıştığını, oradakilerle bağ kurduğunu biliyordum, “İyi öyleyse, ben de oğlumu okulunuzdan alıyorum, okul mu yok?!” diyememem bundandı. Müdüreyle orta hallice uzlaşıp, Mete’yi orada bırakıp, Mete’nin o okuldaki son günleri olduğunu düşünerek, o gün oradan ayrıldım.

Aslında bilseydim o gün tartışma içine çekileceğimi, zir-zop bir konu olan doğum günü değil de; asıl benim için önemli olan konuyla;  gün içinde oğlumdan bilgi alamayışımla ya da kayıt izleme isteğimle tartışırdım. Maksadım tartışmak olsaydı, bana ne 10 kere kutlanacak doğum günlerinin kalitesinden, bu çocuğa her gün nasıl bakıyorsunuz, nasıl yediriyorsunuz, uyumayan bu çocuğu nasıl uyutuyorsunuz, bunları gösterin diyerek tartışırdım… Maksadım o gün tartışmak olsaydı, arabayı dörtlüleri yakıp çift sıra parketmezdim (hemen dönecektim ya aklım sıra), işim uzun diye sağlam parkederdim… Maksadım tartışmak olsaydı öğretmenler gününde, yalan değil en iyilerini almaya  

6. SAYFA

çalışmazdım, hatta belki biraz yaranırım, oğluma daha iyi bakarlar diye bile düşündüm, yalan değil.  En başta maksadım tartışmak olsa ne işim var benim orada, parayı ödeyen ben değil miyim? Ama artık beni kafalarında nasıl bir şekle bürümüşlerse öcü gibi göründüm onlara, belki o e-mailin etkisiyle, belki de kusurlarının farkındalığıyla müfettiş gibi algıladılar beni, kim bilir???  

Evet bu olay, altın vuruştan önceki olaydı, gelelim esas meseleye… Geceleri Mete’yi yanımda uyutuyorum, sonra odasına götürüyorum. Bu uyutma esnasında önce ben uyduruktan hikayeler anlatıyorum, o da kendince bir şeyler söylüyor,sonra bir sessizlik oluyor, sağa-sola dönüyor iyice uykusunun geldiği o trans halinde ise bakın neler söylüyor: ”Git, git, hımm… Yapma dedim, hımmm…Uyu uyuuyusana, offf… Başım ağrıdı…”  Bunları duyunca saçma sapan oldum, 24 aylık bir çocuk bunları nasıl söyleyebilir ki? Nasıl bir muamele görüyorsa uyutulurken; aynen ezberlemiş, bilinçaltı konuşuyor! Mete’nin zor uyuduğunu söylemediğim yer kalmadı, belki bilmeyen de kalmamıştır. Okula başlamadan 2 ay öncesinde bırakmıştı öğlen uykularını ama okulda bana hep uyuduğu söylendi,  belki sonraları uyumuştur da inanmıyor değilim ama bu şekildeyse gerçekten yazık!

Neyse ki bu sayıklama bir hafta sürdü, yeni bir okul buldum.Kul bunalmadan Hızır yetişmez derler ya, gerçekten doğru, nereyi arasam ya 2yaş yok ya kontenjan dolu vs. Bu konularla ziyadesiyle meşgulken, rüyamda uzun zamandır görüşmediğim bir arkadaşımı gördüm. Öyle netti ki; konuştuk falan, şimdi çok da hatırlamıyorum ama uyanınca ‘kesinlikle onu aramam lazım’ diye düşündüm ve aradım, gerçekten onun sayesinde istediğim bir okuldan 2 yaş için bir kişilik kontenjanın yeni açıldığını öğrendim ve bana referans oldu; hala o okuldayız ve çok şükür şimdilik gayet memnunuz.

Okuldan ayrılışımız da kayda değer. Pazartesiydi aradım, müdüre çıktı, Mete’yi okuldan alacağımı, oradaki eşyalarını hazırlamalarını ve öğleden sonra 2 gibi uğrayacağımı söyledim. Peki dedi müdüre, sebep neydi diye sordu. Ben de Pek duymak istemediğiniz şeyler, hiç dinlemeden direkt savunmaya geçtiğiniz konular, zaten şimdi bahsetmemin de hiç anlamı yok, teşekkürler dedim ve kapadım.

Hazırlandık Mete’yle yeni okula gittik, ben içerde görüşme yaparken Mete de gayet yeter personeli ve ilgili öğretmenleriyle takıldı. Yarım saat kadar görüştük, ben çıkarken Mete hiç oralı olmadı, ortam ve ilgi hoşuna gitmişti. Kapıdan çıkınca fark ettim ki Mete için hazırladığım yedek kıyafet çantasını da yanıma almışım. Geri döndüm, hemen zile basmak istemedim, birkaç kez kapıyı tıkladım, bekledim sonra dış kapıdaki zile bastım falan nerdeyse 5 dakika oyalanmışımdır. Kapı açıldı, öğretmenleri de oradaydı:” Aaa biz de Mete’den bahsediyorduk, çok uyumlu, çok tatlı,  “ben sevdim” dedi bize ve de çok şaşırdık çocukların en son öğrendiği rengi biliyor,arkadaşlarına bir oyuncak için “o kahverengi” diyor…” dediler. Tamam dedim çok doğru yerdeyim, bunu aldığım iltifatlar için düşünmedim. Evet, Mete tüm arkadaşlarının bildiği hiçbir rengi bilmiyor, oğlum süper falan da değil ama sadece kahverengiyi hiç şaşırmaz çok sever çünkü babasıyla kahve hazırlamayı çok sever…Neyse sevindiğim konu şu ki; ben de zaten bir anne olarak oğlumun ne yaptığını, yapamadığını, ne sevdiğini ne sevmediğini, ne bilip bilmediğini, nasıl davrandığını, gözlemlenmesini, değerlendirilmesini ve bunun benimle paylaşılmasını istiyorum ki zaten. Daha ne isteyeyim? Beni kazandıkları diğer konu da  “Mete gayet okula alışmış görünüyor, alışma haftası bile olsa istiyorsanız tam gün getirin dediler, ben de tam gün getirdim ve benden hiçbir ücret talep etmediler. Diğer okulda, alışma haftasını 2 saat olarak uygun

7.SAYFA

görmüşler kendilerince ve ücreti de tam haftaydı. İşin para kısmı hakikaten sonraki iş ama burada yapılan olgunluğu da görmezden gelemem. Bu mudur, budur!

Yeni okuldan ayrılıp, Metenin eşyalarını almak için eski okula gittim. Bu arada keyfime diyecek yok, insanın uçabilme özelliği olsa o anlarda uçar durumda olurdum kesin, içimden gülmek; gülümsemek geliyor. İlk defa Metenin okuluna giderken ayaklarım geri geri gitmiyor, öyle heveslerimi kırdılar ki, okulda fotoğraf çekimi olacağı gün bile sevinçli gidemedim okula. Neyse o anda kimse keyfimi kaçıramazdı müdürenin eşi bile! Kapıyı eski öğretmenimiz açtı, biraz buruk. ”Bunlar çarşafları, bunlar yedek kıyafetleri… Aslında ben Mete’yi seviyordum gerçekten, neden aldınız ki okuldan?” Biliyorum ki ne dersem diyeyim anında otomatik savunmaya geçecek, diğer zamanlarda olduğu gibi. “Mete de sizi seviyordu ama bildiğiniz şeylerden dolayı sevmek yetmedi, siz de haklısınız 2-3yaşlarında 17 minik çocuk hangisine yeteceksiniz ki?” dedim. “Hal böyle olunca,sabır azalıyor, sevgi azalıyor, ilgi de azalıyor.” dedim. “Siz biliyor musunuz peki Mete hangi renkleri biliyor?” Biraz düşündü “Ya değişiyor, bazen kırmızıya kırmızı diyor bazen de yeşil, mavi…, bazen doğru söylüyor bazen yanlış.” Gülümsedim “O demek; bilmiyor demek ama sadece bir rengi çok iyi biliyor, onu biliyor musunuz?” diye sordum, sustu. “Kahverengini biliyor sadece ve az önce yeni okulunda sadece yarım saat kaldık bana bunu iletebildiler, “Aa çok şaşırdık, Mete kahverengini biliyor.” dediler. “Sizden istediğim sadece buydu ama size çok zor geldi. Herkes için hayırlısı olsun. Teşekkürler.” diyerek musmutlu ayrıldım. Bitti.

Bitmedi, 1 ay sonra, Metenin o heves edemediğim fotoğraflarının çıktığını, albümü, abajuru vs. olan güzel bir çalışması olduğunu ve fiyatının 150TL olduğunu, gelip almamızı söylemek için aradılar. “Belki müsait bir zamanımda uğrarım.” dedim, onları hatırlatacak kırık iğne istemem. Yani Metey’e her zaman böyle çok ilgili oldular, anlaşılan iş tamamen duygusal!  

 







   
 
       
Yorumlar
   
EMEL DURMUŞER 07.02.2014 16:09:56
ELİFCİM, İYİ NİYETİNLE ŞU KREŞCİGİN ADINI YAZMAMIŞSIN. AMA BENCE BURAYA OLMASA BİLE ŞİKAYETİMVAR.COM GİBİ YERLERE MUTLAKA YAZMALISIN. BU TARZ İNSANLARIN EĞİTİM HAYATINDA YERİ OLMAMALI BENCE. YA DA İŞLERİNİ DOĞRU VE DÜRÜST YAPMAYI ÖĞRENMELİLER. FOTOĞRAF PARASI İÇİN DE KAPINA NOTERDEN ONAYLI BİR BORÇ KAĞIDI GELEBİLİR... HAZIRLIKLI OL...:-)
 
 
Yorumlar Yaz  
   
Adınız Soyadınız
Yorumunuz