Yukarı Çık

Hamileliğim 6-9 ay

      Eklenme Tarihi :10.08.2013 23:10:00 Okunma Sayısı :4050          
 

Son üç ay (27-41. hafta):

hamiş tatili:

Aylardan Temmuz, İstanbul’dayız ben de 6 aylık hamileyim, çok rahat ve çok keyifliyim. Güneş, tatil başlamasa da insanı yaz moduna sokuyor zaten. Hafta sonları yapılacak en güzel şeylerden biri de arkadaşlarla ormanlık bir yerde piknik yapmak oluyor. Biz de öyle yaptık, çok sevdiğim arkadaşım Arzularla Belgrad ormanına gittik. Beyler mangal başında sohbette, bizler de masa başında. Günün finalinde en güzel an ise, Arzu’nun bakır cezvede, kömürde pişirdiği nefis kahvesini yudumlamak oldu. Oğlum da kıpırtılarıyla bizim kadar eğleniyordu bence.

Sıcakların iyice bastırdığı zamanlar, aylardan Ağustos. 7 aylık olduk bile. Bu sene yıllık iznimi sadece 1 hafta kullanıp (kalan 2 haftayı bebeğimin doğumuna bıraktım), bayramla da birleştirince yine uzun güzel bir tatil oldu. Kayınvalidemler Tekmiş hanımlar, Altınoluk’ta kendi halinde bir sahil kasabasında oldukları için, hafta sonları bile küçük bir tatil yapmak çok da zor olmuyor. Bu sene kardeşim Ebru da geldi, benim için daha şenlik bir tatil oldu.

tatilde dikkat:

Tatile çıkmadan önce doktorla görüşmekte fayda var, her hamile ve hamilelik şahsa özel bir durum olduğundan burada doktorumun bana tavsiyelerine yer vereceğim: “Kara yolculuğu için 7-8 saatlik bir mesafeden fazla olmasın ve her 3 saatte bir mola verin, en azından 5-10 dk. yürürsün.” dedi. Bazı mikrobik durumlara sebebiyet vermemek için havuzda değil de denizde yorulmadan yüzmeyi tavsiye etti. Hakikaten de paletlerle o soğuk Altınoluğun denizinde hiç yorulmadan yüzdüm, bir hamilenin kendini kuş gibi hafif hissedebileceği tek yer denizmişJ

çatlaklar: 

Güneş kremini denizden önce, bebe yağını her duş sonrası, çatlak kremini aklıma geldikçe sürdüm, açıkcası çatlak kremine ne zaman başlamalıyım diye düşünüp dururken, karnımdaki kaşıntıların başlamasıyla 6. aydan sonra çatlak kremini kullanmaya başladım ve hamileliğimin sonuna kadar üç kutu bana yetti. Hatta gebelikten sonra da, genişleyen derinin daralma çabasına yardımcı olmak için bir kutu kullandım. Çatlak konusunda ben biraz şanslıydım, cildimin ekstra kuru olmasına rağmen krem ve bebe yağının çok faydasını gördüm, hiçbir iz kalmadan atlattım bu durumu.

hamile stili:

Hamilelikten önce açıkçası bazı çekincelerim vardı: Hep kocaman bir karınla gezmekten sıkılır mıyım acaba veya üzerime bir şey uyduramadığımda sinir yapar mıyım, sağda solda manken gibi kızlar görünce bozulur muyum? diye düşünürdüm. Bir de süre çok uzun; nerdeyse 1 yıl, geri dönüşü olmayan bir yol: Ben vazgeçtim, bu görüntümü beğenmiyorum, şimdi eskisine dönmek istiyorum… gibi bir şey ne söyleyebilirsin, ne düşünebilirsin. Saç, makyaj, şıkır şıkır olmak bir zamanlar olmazsa olmazlardandı benim için. Peşin peşin söyleyeyim, çok yersiz kaygılarmış, hatta 9 ay boyunca kendimi prenses gibi hissettim. Giderek büyüyen bir karınla da çok hoş olunabilirmiş.

 

 Birkaç küçük değişiklik gerekti tabi, yüksek topuklar, yarım topuk ve dolgu topuğa; büyük ve içi dolu çantalar, küçük çantaya, aksesuar ise en hafifi küpe olduğundan benim için sadece küpeden ibaretti. Çok fazla kilo almadığımdan 7. ay bile kendi kıyafetlerimi giyebildim, son dönemi ise; ileride de kullanabilmek için hamile kıyafetleri değil de, robadan bollaşan askılı elbiselerle, tayt tişörtlerle geçirdim. Yazın avantajını çok yaşadım, iyi ki kışa denk gelmedim, hem bebişten dolayı ağırlaşacaktım, hem de üşüyen biri olduğumdan kat kat giyinmeye çalışıp iyice ağırlaşacaktım. 8 Şubat- 29 Ekim periyodu çok iyi bir zamanlama oldu benim için.

alışveriş:

Bir Cuma akşamıydı, İzmir’deki yurttan ve benden 4 hafta ileride hamile olan arkadaşım Leyla aradı: “Sen bebek şekeri, bebek süslerini hazırladın mı, bir şeyler düşündün mü?..” Ben hiç bir şey düşünmemiştim açıkçası. “Hadi gel yarın Eminönü gidelim.”

 İki karnı burnunda, o halimizle Eminönü’nün altını üstüne getirdik. Üç beş şeker alacağız diye aman ne yorulduk. Benim için tüm yorulmaca değdi. Şekerlerimi, sepetimi, kapı süsümü aldım. Leylacım, belki de öncesinde internetten oradan buradan çok araştırdığı için olsa gerek hiçbir şey almadı, renkli keçeler alıp, kendi bir şeyler yapmak istiyordu ama istediği gibi şeyleri o gün bulamadı ama sonunda en güzelinden hazırladı o da her şeyini.

Heves ediyor insan, bebekle alakalı her şeyi almak istiyor. İşte bu durum dikkatli olunmazsa, bayağı pahalıya patlayabilir;  hem her şeye heves ediyorsun anne olarak hem de gerçek manada ne lazım onu da bilmiyorsun, internet de elinin altında, bir tıkla her şey kapına geliyor. Ben de kendimi çok kaptırmamak adına, bilinçli anne-bebek alışverişi yapabilmek için bir liste oluşturdum, anne olmuş arkadaşlarıma, ablama danıştım, şöyle bir liste…

asgariden yenidoğan bebek alışveriş listem:

·        bebek odası hazırlayacaklara da, benim gibi hazırlamayacaklara da tavsiyem,  ilk 6 ay kendi yataklarının yanında kullanılabilecek bir bebek sepeti, belki bir park yatak

·        seyahat için veya bebek arabasında da kullanılabilen, değişik ebatları olan bir anakucağı

·        bebek arabası, bebek çantası

·        bebek küveti, filesi; bebek çamaşırlarına özel çamaşır makinası matikleri

·        bebek şampuanı, bebek sabunu, bebek yağı, bebek losyonu, pişik önleyici

·        125 cc’lik biberon, emzik, devam sütü (emse bile evde olmasında fayda var)

·        burun açıcı serum fizyolojik, burun aspiratörü (hortumlu); gaz giderici damla (ben faydasını görmedim ama gören arkadaşlarım oldu)

·        en küçük numara bebek bezi, yenidoğan ıslak mendiller

·        1-2 küçük oyuncak, (fazlasına gerek yok; çok hediye geliyor)

·        loş bir gece lambası, oda termometresi

·        battaniye pamuklu, polar, yün karışımlı; bebek giysisi (0-3 aylık), birkaçı (3-6 aylık) 

·        3. ayından sonra araba koltuğu

·        6. ayından sonra mama sandalyesi 

 

sürpriz:

Bir akşam telefon çaldı ve eski iş arkadaşlarımdan Ayşegül aradı: “Selen ve Fulyayı da aradım, sen de müsaitsen iş çıkışı yine buluşalım. Sana küçük bir sürprizim var ama yarını bekle…” dedi. Yoğun bir günün ardından, kızların olduğu kafeye gittim. Baktım ki masada kocaman tüllü bir şey, ne olabileceğine dair hiçbir fikrim yok.

Öncesinde de hiçbir yerde de görmemiştim açıkçası. Meğer Ayşegülcüm emek etmiş, bana şıkır şıkır bir bez pastası hazırlamış, hem de nasıl güzel. Üstünde leyleğin ağzında bir bebek, ‘hoşgeldin mete canyurt’ logosu, özene bezene hazırlanmış bir bez pastası. Canım arkadaşım, beni nasıl mutlu etmiştin, sevincimin tarifi yok. Eline sağlık…

ev telaşı:

Yazı gezmeyle geçirirsen, işlerin kışa kayar, aksar. Tek pişmanlığım mutfağı değiştirme ve ev boyası işlerini geciktirmemiz oldu. Tatilden dönünce de sağ olsun boyacımız ve mutfakçı sürekli tarih öteledi: “O hafta sonu işim var, bu hafta sonu yağmur var…”, hadi dolaplar sökülecek, hadi yenileri takılacak… Ev harabe, her eşya ortada naylonlanmış bildiğin bir inşaat hali mevcut… Ben karnım burnumda (35. hafta), evden boya kokusu çıkacak, ev temizlenecek, sonra da bebek gelecek…

hastane çantası:

·        1 pijama takımı, 1 kısa kollu gecelik takımı (kış bile olsa hastaneler sıcak oluyor, serum takıldığı için uzun kollu olması rahat olmuyor)

·        yatak örtüleri, çarşaf (ben almadım, alanlar var)

·        emzirme atleti 3 adet, iç çamaşır ve hastaneden çıkarken giymek için, karın toparlayan (görüntü için değil) korse, ped

·        göğüs pedi, göğüs kalkanı, pompa, çatlak kremi

·        süt arttırıcı çay

·        havlu, kağıt havlu, steril sıvı sabun, şampuan

·        sabo terlik, 2 çift kısa çorap

·        hastaneden çıkarken giyilebilecek kıyafet veya eşofman takımı

·        anne bakım makyaj çantası

·        bebek bezi, ıslak mendil

·        bebek hastane çıkışı takımı, 2-3 adet battaniye (kışsa)

·        biberon, emzik, formülsüt (emse bile tedbir iyidir)

·        puset, kapı süsü, bebek şekeri, dileyen lohusa şerbeti de alabilir

·        kamera

Arkadaşım Ceyhan benden bir sene sonra, 2012 de Amerika’ da doğum yaptı, “Bizim gibi kimse çanta hazırlamıyor, aklına gelebilecek her türlü ihtiyacı hastane karşılıyor.” dedi. Kim bilir bir gün ülkemizde de böyle şeyler yaşanır, hastane çantası tarihe karışır…  

doktor ziyareti:

7. ayımda doktor değiştirdim, hem evime yakın hem de başka arkadaşlarımın da doktoru olan bir doktora gittim. İşini iyi yaptığını ancak az ve öz konuştuğunu söylemişlerdi. Tam da dedikleri gibiydi gerçekten. O vakte kadar yaptırdığım her türlü testin sonucunu kendisine götürmüştüm, 2’li, 3’lü test, şeker yüklemesi, 6. ayda üçlü tarama, doppler ne varsa… Herşey normal giderken, sonraki ay bana: “Bebek az kilo alıyor, 3 hafta sonraki kontrolde de böyle olursa, araştırma yapmak lazım, şuanda sıkıntı yapacak bir durum yok, kendine iyi bak.” dedi. Bu konuşmanın üzerine kafam biraz karıştı, internetten falan araştırdım ama çok vahim bir durum olduğunu düşünmedim, iyi şeyler düşünmeye çalıştım. Bu arada 37. haftamın sonuna kadar işe gidip geldim. Durumu şirkette bazı anne arkadaşlara anlattım, meğer ne çok doktor korkutmacası yaşayan varmış: “Her doktor olası kötü bir durumda kendilerine sonrasında hesap sorulmasın diye 1’i 2 yapıp söylerler…Birine down sendromu yüksek demişler, birinden amniyosentez sıvısından bile almışlar… gibi gibi birçok hikaye dinledim.

37. haftaki kontrolumde tekrar baktı: “Sen alman gereken kiloyu (12kg.) almışsın ama bebek almamış, bunun iki sebebi olabilir: Ya doğum genetiğidir; ya da gelişim geriliği olabilir… Şimdi seni dopplere gönderiyorum, sonuçlarına bakarak değerlendirme yapacağız, şayet gelişim geriliği varsa, 5 Kasım’ı 39. haftayı beklemeden derhal bebeği almamız gerekebilir.” dedi, hiç yumuşatmadan dümdüz söyledi, buz gibi, suçlar gibi; sen kilonu almışsın bebek almamış mış… Odasından nasıl çıktığımı, doppler için kocaman karnımla alt kata nasıl koştuğumu bilmiyorum, hıçkıra hıçkıra ağlıyorum. Eşim de çok üzgün, beni teselli etmeye çalışıyor: “Doğum genetiğidir canım, sen hep dersin ya, ben de küçücük doğmuşum, kedi yavrusu kadarmışım, diye… Ağlanacak hiçbir şey yok,  lütfen ağlama…” Susmadım, susamadım, doppler çekilirken de ağladım, doktor sonuçları söylerken de ağladım, doğum genetiğine benziyor dediğinde bile ağladım. Eve dönerken yolda annemle ablamla konuşamadım, ağladım. Ben hamileliğim boyunca, şehit haberlerini saymazsam ilk defa ağladım, susamadım. Nerde hasta psikolojisi, nerde hamile psikolojisi, dümdüz söyledi, resmen suçladı, beni suçladı… 

38. hafta

Annem ve ablam Bafra’da altlı üstlü oturuyorlar. Ablam çalıştığı için annem de 4 yaşındaki yeğenim Gökçe ve 11 aylık Melih’e bakıyordu,  benim de doğumuma gelip, bebeğin kırkı çıkana kadar yanımda kalacağından, hamileliğim de rahat geçtiğinden çok da erken gelmesine gerek olmadığını düşünerek çağırmıyordum. Ama son telefon görüşmemiz üzerine ertesi gün annem İstanbul’ daydı, iyi ki de gelmişti.

Anneme hiiç çekmemişim, çok hamarat ve titiz bir kadındır, hızlıdır, hemen her şeyi yoluna koyar. Ayağının tozuyla, ne kadar da ‘bari biraz dinlen’ diye yalvardıysam da evin o inşaat hali onu daralttı, koyuldu işlere. Baktım olacak gibi değil, her şeyi yapmaya gözü kesiyor, bir de hamarat bir yardımcı çağırdım. Annem, Hikmet abla; biri siliyor, biri dolabı yerine çekiyor…  Bense hiçbir işin ucunu tutamıyorum artık karnım burnumda diyemeyeceğim, karnım o kadar aşağı indi ki bu son haftamda, resmen ayak ucumu göremez oldum. Sabahın erken saatinden gece yarısına kadar, evi yerleştirebildik sonunda, boya kokusu hafif hafif hala hissediliyordu. Annemin gelip evi yerleştirmesiyle biz de Ceyhanlardan kendi evimize geçtik, sağ olsun 4 gündür bizi evinde çok rahat ettirdi, ne yapsam hakkı ödenmez.

28 Ekim Cuma, 38. hafta kontrolü için doktordayız. Nasıl olduğumu, kasılmalarımı sordu. Son zamanlarda mesela geçen hafta 4 kez karnımın içinde bebek sanki genleşebildiğince genleşip sonra büzülmüş gibi hissettiğimi, bu esnada hafif çarpıntı gibi birşey olduğunu, bir anlık bir terleme geldiğini söyledim. Bana ‘ normal doğururum diye korkuyorsun sen galiba’ dedi. İyi de biz zaten epidural sezeryan diye 7. ayımda geldiğimde, o gün konuştuk ki. Neden normal doğururum diye korkayım? Neyse ben de üstelemedim. “Belki de…” dedim, geçiştirdim. Sonra Nst ye bağlandım. Orada da oldu bu bahsettiğim. Sonucu alınca bana, evet burada 1 kasılman var ama çok ciddi değil, dedi. Ekstra bir durum çıkmazsa haftaya 5 Kasımda sabah 9.30 da gelirsin, diyerek ayrıldık. Ne bilsin yarın oğlumun gelmek istediğini…

 

   
 
       
Yorumlar
   
Bu habere eklenmiş yorum bulunamadı 
 
Yorumlar Yaz  
   
Adınız Soyadınız
Yorumunuz